Fahir Atakoğlun’dan sürgünü dinliyorum.
Suya bir gül düşüyor geçmişe gidiyorum.
Genç bir fidan gibi toprağa ekildiğim ilk günü düşünüyorum.
Köklerime yürüyen can suyunu hissediyorum.
Sonra güneş okşuyor dallarımı, hayata uyanıyorum.
Sonra günler günleri kovalıyor, genç köklerim katman katman toprağı deliyor.
Nice tabakalar geçiyor nice mineraller topluyor.
Bilir misiniz ne hoş bi duygudur köklerin topraktayken yaprakların güneşte
incecik bedenimden su yürüyor topraktan yapraklarıma.
Rüzgar selamlıyor genç dallarımı hışırtılar saçıyorum güne insanlar eğlensin diye.
Gelip geçen sevgililer görüyorum gölgemden,
yavaşça dallarımı eğiyorum hissettirmeden.
Tanrıya inat gizliyorum günahları.
Hasretle seyrediyorum ardından ben olsaydım dediğim insanları.
Suya yazılmış hikayeler gibi hayatlarımız bir anlık dünyada.
Bataklık sinekleri kadar kısa hayatımıza ne çok şey sığdırıyoruz biz.
Her doğan gün akşamı müjdeliyor,
her akşam bir günü eksiltiyor hayatımızdan ve tanrı keyifle bizi seyrediyor.
Aklımdan Fethi bey geçiyor sözleri geliyor aklıma ‘’günah işlerken bile şevk içinde işleyiniz’’ diye.
Biz günahı bile şevk içinde işleyemedik.
Ey tanrı biz yarattığın günahı bile şevk içinde işleyemedik.
Hangi ateşlere layık görürsün bizi ?
Şimdi koca yaşlı bir çınar oldum Gülhane’de.
Nice sevgililer seyrettim akşam vakitlerinde.
Bak yine sonbahar gelmekte,
su bedenimden çekilmekte.
Belki de bu sonbahar hem de en sonuncu bahar.
Köklerim kopuyor derinlerde
kuruyor dallarım,dökülüyor yapraklarım
bir kez daha, bir kez daha yenik düşüyorum kış zamanına.
Dallarımdan düşen her yaprak bir kez daha üzüyor beni
ama ne çare beyazlamış saçlarım gibi sararmış yapraklarım yerlerde.
Uzanıp alamıyorum geri
bitmiş hikayelerin acısıyla inliyorum.
Kurumuş güllerin edasıyla seyrediyorum geçmişi.
Ben hep buradayım bu bahçede.
Adım yaşlı çınar ağacı.